Beijing’de Bir Türk Kızı

Merhaba değerli doğa severler,
Beijing' le ilgili bir metin yazmaya karar verince, aklıma ünlü İngiliz sanatçı Sting' in “I am English Man in New York” şarkısı geldi. Ben de yazıma “Beijing'de bir Türk Kızı” diye başlık koydum.
Beijing' de gezmek deyince, iki türlü gezme anlaşılıyor. Birincisi, tarihsel ve kültürel açıdan önem taşıyan yerleri gezmek; ikincisi, alışveriş merkezlerini gezmek. Zira bu iki türlü gezme eylemi, burada pek yaygın ve sevilen “Sosyal Etkinlik”lerden.
Henüz Çin' e gelmeden önce, buraya daha önce gelen ya da burada yaşayan birçok Türk' ten duyduğum gibi, Çin tam bir alışveriş cenneti. Ne ararsanız var. Hem de her kalitede, her fiyatta. Ancak, “Her şey çok ucuz” sözüne hemen inanmayın. Çünkü, bu göreceli bir söz. Örneğin; büyük bir alışveriş merkezinde 400 Yuan' e satılan bir kabanı, pazarlıkla 200 Yuan' e aldığınıza sevinirken, bir arkadaşınızın aynı kabanı 80 Yuan' e aldığını öğrenip, üzülebilirsiniz. Evet, Çin'de genelde ithal olmayan her şeyin ucuz olduğu söylenebilir; özellikle de giysilerin ve porselen eşyaların. Ancak, ithal ürünler, özellikle de bilgisayar, fotoğraf makinası ve kamera gibi aygıtlar Türkiye'dekiyle hemen hemen aynı fiyatta ya da daha pahalı. Tabii, bu tür ürünlerde de Çin markaları daha ucuz. Özellikle VCD, DVD ve CD Player' lar..
Beijing' de kentin dört bir yanına dağılmış, yerli yabancı, büyük küçük, lüks ve halk tipi, tek katlı çok katlı sayısız alışveriş merkezi var. Yabancıların sıkça gittiği alışveriş merkezlerindeki tezgahtarlar ve satıcıların bazıları İngilizce biliyor. Lüks alışveriş merkezleri dışında hemen her yerde pazarlık etme şansınız var. Alışveriş merkezlerinin hemen hepsinde ya en üst katta ya da market bölümünde yemek yiyebileceğiniz yerler de var. Bu alışveriş merkezlerinin tamamı hafta içinde kalabalık, hafta sonlarında ise hınca hınç dolu. Kasa sırasında metrelerce kuyruklar oluşuyor.
Gelelim diğer gezme türüne... Beijing hızlı kentleşmenin yaşandığı, inşaat sektörünün çok geliştiği, çok büyük ve kalabalık bir kent. Yine de çağdaş tarzda eski ve yeni binaların arasında birçok tarihi yapıyı, sarayları, kuleleri, tapınakları ve de yapay park ve gölleri görmek mümkün. Kış nedeniyle göl ve nehirlerin tamamı buz tutmuş durumda. Tarihi yerleri gezenlerin sayısı sınırlı. Ben şimdilik yalnızca, Beijing'in merkezindeki “Yasak Kent”i gezebildim. Kış nedeniyle girişte yüzde 40 indirim vardı. Üç günlük yılbaşı tatiline rastlayan güneşli bir gündü ve Yasak Kent'i gezmeye gelenlerin çoğu Çinliydi. Arada birkaç yabancı turist topluluğu ya da benim gibi arkadaşıyla gelen ikili üçlü dolaşan yabancılar göze çarpıyordu. Yasak Kent'i tanıtmayı konunun uzmanlarına bırakıyorum. Çünkü, 14'üncü Yüzyıl'a dek yapılaşmanın sürdüğü, büyüklü küçüklü yüzlerce binadan oluşan – adı üzerinde – kenti, yaklaşık iki saat dolaşmakla, yeterli ölçüde tanıdığımı ve tanıtacağımı sanmıyorum.
Beijing'de Yasak Kent'in dışında, Cennet Tapınağı, Uyuyan Buda Tapınağı, Lama Tapınağı, Yazlık Saray, Pekin Adamı'nın bulunduğu mağara gibi tarihi yerler, hayvanat bahçesi, müzeler, gezilmeyi görülmeyi bekliyor. Çin Seddi' nin Beijing' deki bölümü “Badaling” ziyaret edilmesi gereken yerlerin başında geliyor. Ancak, kışın soğuk hava ve zaman zaman sert esen rüzgar nedeniyle, bu geziyi kış sonrasına erteliyorum.
Beijing' i gezmekten söz edince, ulaşım olanaklarına da değinmek gerekiyor kuşkusuz. Beijing metrosu kentin tamamını güneybatı – güneydoğu yönünde kesen düz bir hat ve bununla ortalarda birleşen kare şeklindeki ring hattından oluşuyor. Bilet ücreti hata ve binilen durağa göre 3-5 Yuan arasında değişiyor. Kentteki diğer bir ucuz ulaşım aracı ise, halk otobüsleri. Bu otobüsler bizim bildiğimiz belediye otobüsleri gibi. Otobüste yanınıza gelip, gideceğiniz yeri soran ve ona göre bilet kesen bayan görevliler, yabancı olduğunuzu bildikleri için inmeniz gereken durakta sizi uyarıyorlar. Otobüslere de şimdiye dek gittiğim en uzak yer için 2 Yuan bilet parası ödedim. Bir de troleybüsler ve bizdeki muavinli dolmuşlar gibi minibüsler var; ama henüz bunlardan birine binmedim. Otobüslerde bilet kesen bayanlar da, minibüs muavinleri de her durakta ya inip ya da başlarını dışarı uzatıp, çığırtkanlık yapıyorlar. Bunların hepsi, belli bir saatte kadar; örneğin metro gece 11.00' e, belediye otobüsleri de genelde 12.00' ye kadar çalışıyor. Sabaha kadar çalışan bir tek taksiler var. Bejing' deki taksiler, model ve konfor yönünden üçe ayrılmış durumda; üç tür taksinin uyguladığı fiyat tarifesi farklı. Ayrıca, düşük tarife uygulayan taksilerin Tianenmen Meydanı'nındaki Halk Meclisi'nin avlusuna girmesi yasak. Bazı taksi şoförlerinin fazla para almak için sizi çok dolaştırması ya da yanlış yerde indirme olasılığı gibi olumsuzlukları bir yana bırakırsak, gideceğiniz yerin adını doğru söyledikten sonra, korkmanızı gerektiren bir şey yok. Ayrıca, taksiden inerken, taksimetrenin yazdığı küçük fişi şoförden almayı unutmayın. Böylece, takside bir sorun yaşadığınızda ya da herhangi bir şey unuttuğunuzda, gerekli yerlerle iletişim kurma şansınız olur. Çünkü, bu küçük fişte, taksi ücretinin yanı sıra, şoför, plaka, biniş ve iniş yeri ve saatine ilişkin bilgiler var.
Beijing' le ilgili, Türkiye' yi anımsatan başka bir gözlemimi aktararak yazımı bitireyim: Burada da kaldırımlarda; ama genellikle üst geçitlerde ve metro girişlerinde çok sayıda işportacı ve sokak satıcısı görebilirsiniz. Sattıkları şeyler de hemen hemen Türkiye' dekilerle benzer. Ama, örneğin, simit ya da kokoreç yerine; gözlemeye benzeyen ya da şişe geçirilmiş sosis, et gibi Çin' e özgü yiyecekleri pişirip satanlar var. Bir de ‘tılsımlı' takılar, tütsüler satan Tibetli ya da sözde Tibetliler göze çarpıyor.
Beijing, anlatmakla bitmez, gelip görmek lazım... Şimdilik, başka bir yazımda görüşmek üzere, hoşçakalın...
üye girişi yapınız


